BELLEĞİN AZMİ ( ERİYEN SAATLER)

bizce_sanat

La persistencia de la memoria (1931) adıyla da bilinen Belleğin Azmi (Eriyen Saatler)

Düşlerimiz var. Başını hatırlayıp sonunu getiremediğimiz, gördüklerimizin içinde kaybolup gittiğimiz, hayatla, akılla anlamlandırmaya çalıştığımız ancak bu anlamlardan asla emin olamadığımız düşler. Bazen bir an evvel uyanmak isteriz, bazen de hiç uyanmamak.

Bin bir zahmetle, özenle kurduğumuz, sınırlarını bastıra bastıra çizdiğimiz o standart hayatlarımızdan kurtulup şuursuzca hareket alanımızın yer aldığı bir dünya. Asıl olan akıl değildir, gerçek de değildir, anarşist bir düzensizlik içinde zamanın önemini kaybettiği, gerçeğin üzerinde bir dünyadır orası.

Sürrealizm; Fransa’da ortaya çıkan bir sanat akımı. Sigmund Freud’un fikirlerinden etkilenerek 1924 yılında Andre Breton bir manifesto ile akımı duyurmuştur. Sürrealist sanatçıların bilinçaltını ortaya çıkarmak gibi bir amaçları vardı. Bu akımın öncülerine göre bilinçaltı yasa, ahlak, din gibi zorunluluk kriterlerinden oluşuyordu. Rüyalar-düşler, bilinçaltı etkilerinden meydana gelmekteydi ve sürrealist ressamlar bolca rüya tasviri resmederek özgürlüklerini ilan ediyorlardı. Net ifadeler değildi anlattıkları. Aklın egemenliğinden sıyrılıp, sınırlarını kaldırdılar. Bazen delilikle bazen de sapkınlıkla itham edildiler.

 

La persistencia de la memoria (1931) bilinen çevirisi ile Belleğin Azmi Salvador Dali’nin en ünlü eserlerinden biridir. Eserin “Görecelik Kuramı” ile alakası sorulduğunda şahsına münhasır alaycı tavrı ile sıcakta eriyen Camembert Peynirlerinden esinlendiğini ifade etse de “Eriyen saat” sembolü “Zamanın Göreceliği – Zafiyeti” üzerine bir göndermedir. Bugün bizim için çok değerli şeyler, zaman içerisinde değersizleşip hayatımızın bambaşka bir noktasında yer alabilir. “Belleğin Azmi” unutmak ya da unutmamak istediklerimize ve zamana karşı bir mücadele resmidir. Arka plandaki deniz ve kayalıklar sonsuzluğu, resmin ön kısmında kullanılan saatler ise zaman mevhumunun anlamsızlığı ve zayıflığına işaret eder. Ortada görülen insan yüzü birçok sanat tarihçisi tarafından Dali’nin yüzü olarak yorumlanır. Gözü kapalı uyku halinde görülen bu figür rüya-ölüm boyutuna atıftır. Yaşadıklarımız, sonsuzluğun içinde bir yer bulur kendine, katı olan her şey buharlaşır sonsuzluğa doğru yol alır.

Yaşadığımız gerçekler ve gördüğümüz düşler var. Her anını anlamlandırmaya çalıştığımız, bazen sığlığında oyalandığımız bazen de derinliğinde nefes aldığımız düşler ve gerçekler. Hayat ikisini birbirine karıştırıyor, ikisi birbirine geçiyor. Bu yüzden düşlerinizi özgür bırakın. Çılgın bir sürrealist kadar olmasa da bırakın kendi gerçeklerine kavuşsunlar.

Yazan: Meltem Çelik

 

Bir Cevap Yazın