ESKİ DOSTUM KERTENKELE

ESKİ DOSTUM KERTENKELE GÖRSEL

Benimki artık bir alışkanlık oldu. Düşüncelerden yorulduğumda, yavaşça içinde dönüp durduğum çemberden dışarı çıkmak istediğimde nedense Şebnem İşigüzel kitaplarına sığınıyorum. Olayların tokat gibi inmesi, bilmediğim bir dünyayı tüm çıplaklığı ile önüme sermesi, sarsması belki de zaman zaman beni üzmesi, ruhumu benden alıp başka bir yerde gezdirmesi Şebnem İşigüzel’i sevmem için yeterli değil mi?

“Sarmaşık”, “Çöplük”, “Kirpiklerin Gölgesinde” den sonra sıra “Eski Dostum Kertenkele” deydi. Bu kitap, Şebnem İşigüzel’in, daha önce okumuş olduğum kitapları ile beni alıştırmış olduğu tarzından uzaktı. Birbirine zincirler ile bağlanmış adeta ustaca örülmüş ders niteliğindeki kurgulardan da, birbirinden renkli kahramanlardan da eser yoktu bu kitapta. Nereye gitmişti benim kurgu hocam? Nereye gitmişti benim büyük bilgem? Belki de kurgu ustası olmadan, daha bilgeleşme yolundayken yazmasıydı bulduğum eksiklerin nedeni. “Eski dostum kertenkele” Şebnem İşigüzel’in ilk romanıydı. Bir ilk roman için iyi bulunsa da yaratmış olduğu diğer eserlerine göre oldukça sıradandı.

Kitabı bitirdiğimde bu kitabın beni nereye götürdüğünü, hangi duygu denizinde yüzdürdüğünü düşündüm. Kaybolan insanlardı kahramanlar. Yokluklar içinde kaybolanlar, mutsuzluklar içinde yitip giden yaşamlardı anlatılanlar. Her kaybolanın yaptığını yapıyordu kahramanlar, çıkışlar arıyor, her kapıyı zorluyordu. Bazen kapılar zorlanıp açılmadığında ise yazgıya boyun eğiliyordu. Çaresizce boyunlarını bükenler kadınlardı. Kertenkelenin annesiydi, teyzekızıydı, halasıydı, ablasıydı. “O, her defasında dökülen saçları için değil, kel kalacak olan ruhu için ağlıyor.” Mutsuzlukları ile eksilen kadınlar… Acılar ruhlarını yaralar, gözyaşları içlerine akar. Neden sevgi dileniriz? İçimizdeki o kocaman boşlukları sadece sevgi ile doldurmak isteriz. Yüzyıllık açlığımızı bulduğumuz ilk sevgi ile gidermek için yerlere düşeriz. Sürünürüz kertenkeleler gibi. Ne demiş Şebnem İşigüzel “Sen de o kertenkele gibi sürüngensin, aşk sürüngenisin.” Peki, aşk uğruna sürünmek kötü mü? O eşsiz egomuz yerlerde gezerse ölür müyüz? Uzaklarda parlayan hazineyi elde etmek için girdiğimiz çetin savaş, savaşların en onurlusu değil mi? Kaybedeceğimizi bilsek de gözü kapalı gireriz savaş meydanına. Hem hiç umut kesilir mi aşktan yana?

“Öyle ağladı ki gözyaşından başka bir şeydi dökülen. Yüzünü yaktı geçti. Yüzünde yaralar açtı gözyaşları.” Bu cümleleri okuduğumda “Kirpiklerin Gölgesinde” romanı geldi aklıma. O romanda da küçük kız merak ederdi gözyaşlarının içinde olanları. İçimizde sakladığımız acılarımız, zehirlerimiz süzülür göz pınarlarımızdan yanaklarımıza. Bu yüzden yanar yüzümüz gözümüz. İçimizdeki nasıl bir zehir ki, oyar yüzümüzü sanki tekrar içeri girmek ister gibi.

“Yoksulluk yedi canlıdır, ezersin ezersin ölmez. Paraya kavuştum, kurtuldum yoksulluktan dersin, ruhun yoksul kalır.” Kahramanımız Kertenkele yollar arıyor sıkışıp kaldığı yoksulluktan kurtulmak için. Kendince buluyor bir yol. Yol, derin bir karanlık. Karanlık içinde bulmaya çalıştığı ise küçücük bir ışık. Soygun yapıp bulduğunda parayı silmiş olacak ona yazılan yazgıyı. Mümkün mü silmek alında yazılanı? Duvarlara çarpa çarpa yürüyerek değişir mi yazgı? Çoğu zaman nafile bir çabadır gösterilen. Çaresizlikler içinde çareler arayıp en olmaz çarelere tutunuruz. Mucizeler bekler, dualar ederiz. Gözlerimizi derin mavilere diker o derinlerde kaybolmak isteriz. Aslında istediğimiz son bir şanstır şu kahpe felekten. Döndürebilmek için şans çarkını bizden yana, medet umarız hiç ummadıklarımızdan. Değiştiremedi Kertenkele kaderini. Silmek istedi silemedi alnındakileri, kalın kalın kalemler ile yazılmıştı sanki.

“Delirmek kaybolmak gibi, yeniden başlamak, başkası olmak değil midir? Belki kurtuluştur.” Öyle diyordu Kertenkele. Son bir çaresizlikle sığınmak istiyordu deliliğe. Hep küçücük bir “delete” tuşu hayal etmişimdir. Tek bir tuşla yok etmek yaşananların tüm izlerini… Sıfırdan başlayabilmek, yeniden doğabilmek, kaderi en güzel kalemler ile yazabilmek, bir tüy kadar hafif olup göklerde uçabilmek… Acaba mümkün mü her şeye yeniden başlayabilmek?

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın