KARANLIĞIN GÜNÜ

KARANLIĞIN GÜNÜ GÖRSEL

Yumuşak, şiirsel bir anlatım ile buluştuğum bir kitap “Karanlığın Günü”. Kitaba başladığımda her biten sayfa sonunda “ acaba şimdi ne olacak” merakıyla geçmedim bir diğer sayfaya. O an nedenini bilmediğim bir duyguyla çeviriyordum her bir sayfayı. Bir büyünün etkisinde kalmak gibiydi benim yaşadığım. Kelimeler en etkili büyü değil midir zaten?

Her bir kelime özenle yerleştirilmişti özenli anlatımın içine. Ne bir eksik ne bir fazla… Hayranlık hissim sinsi bir kıskançlıkla birleşti bu romanında. Farklı kullanılan noktalama işaretleri öğretilene, alışıla gelen düzene başkaldırdığını gösteriyordu Leyla Erbil’in. Aslında kitabın genelinde bu başkaldırı var. Kıskandığım kitap mıydı yoksa bu asi tavır mıydı bilemiyorum. Belki de her ikisi.

Leyla Erbil, ailenin kutsallığını sorgulayarak, toplumda yerleşmiş olan kadın tanımına uymayan özgür, mücadele eden, cinselliği dilediği gibi yaşayabilen kadın kahramanlar yaratıp toplumun dayatmalarına isyan edip dik duruyor. Bu kahramanlarından biri de Neslihan…

Neslihan yazar kimliğinin yanında eş, anne ve hasta bir anneye bakmak durumunda olan bir evlat olarak pek çok kimliği taşıyor. Kitabın diğer kahramanları olan İkbal ve Asiye’nin aksine, Neslihan doğruluğu ve dürüstlüğü savunup ilkeli yaşamaya çalışıyor. Bu ilkeli yaşamanın zorluğunu, her ilkeli yaşayan gibi, yazarlıkta hak ettiği başarıyı yakalayamayarak yaşıyordu. Onun için önemli olan doğru bildiği yolda ilerlemekti. Bu yüzden “ beni yedi kişi anlasın yeter” diyerek yazmaya devam ediyordu.

“Dünyasın, evrensin, özsün,,, masalsın, biricik ve tek, her şeyi elinde tutansın, tanrı sensin, yargılamamalı, öldürmemeli, yazmalısın, kalıcı olanı; sözü bulmalısın, sözü değiştirmelisin, söz değiştirir, söz değiştiricidir, sen tüm insanlığın soluğusun, sen yoksun, ama yaşamaktasın”

Yazmaya başladığımda tek istediğim yok olmayacak izler bırakabilmekti. Aslında bu ölümsüz olma isteğimden başka bir şey değildi. “Karanlığın Günü” yazar olmanın, bir de kadın yazar olmanın zor olduğunu da bana gösterdi. İyi de sadece kadın yazar olmak mı zordu? Kadın olarak bir sıfır geride başlanan çalışma hayatında ayakta kalabilmek de, başarıların erkeklerin gölgesinde kalmasını sineye çekip, bakışlarla, sözlere yapılan tacizlere katlanmak da zordu. En zoru da yaşanan tüm haksızlıklara, hiçbir şey yaşanmamışçasına boyun eğmek belki de.

“Karanlığın Günü” nde İkbal ve Asiye kadın şair ve yazar olarak var olmanın zorluğunu yaşamamıştır. Erkeklere karşı en etkili silahları olan kadınlıklarını kullanarak, başkalarının paçalarına tutunarak ayakta kalmasını bilmiş iki kadın İkbal ve Asiye. Yani kolay yolu seçenlerden onlar. İyi de onları başarıya, üne götüren bu yola kırmızı halı seren erkeklerin bu işte hiç mi suçu yok? Duygulardan yoksun, ticari bir işin parçası olarak kullanılan bedenler ve sonucunda elde edilen başarı… Böyle bir başarının haklı gururu nasıl yaşanır? “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır” ilkesinin çirkinliğine sığınarak vicdanlar rahatlatılıp, kadehler “başarı” ya mı kaldırılır?

İkbal ve Asiye geçmişte yaşadıkları zorlukları, ezilmişliklerini, acılarını unutup sanki o yılların intikamını almak istercesine ayakta kalmak, var olabilmek için başkalarını özellikle de erkekleri kullanan iki kadın. Kendilerini gönüllü olarak kullandıran bu erkekler ise çoğunlukla güvensiz ve her fırsatta güçlerini, erkekliklerini ( artık bu ne demekse!) ispat etmeye çalışan zavallılardır. Bulundukları mevkinin yüksekliği bu emellerini ne kadar başarı ile gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceklerini gösterir. Rütbeleri söküldüğünde bir hiç olduklarını bilirler. Var olan yetkinin sonuna kadar kullanılmasından yola çıkarak peşlerinde dolanan İkbal ve Asiye’lerle bu alış-verişe bir bakıma seve seve girerler.

Bu kitaptan sonra düşündüğüm bir başka şey de ailenin kutsallığıydı. Aile kutsal mıydı? Neden bizlere bu öğretilmişti? Hala ailenin kutsallığının sorgulanması bile kabul edilir bir şey değil aslında. Neslihan aileyi kutsal olarak görmüyordu. Kocasına göre yazar olarak okunmamasının nedeni de buydu. Yani aykırıydı, toplumda konuşulamayanları yüksek sesle söyleyendi Neslihan.

Her birine isimler verilen, hepsi birbirinden farklı olan ve apartman boşluğunda uçuşan güvercinler kitabın bana göre gizli kahramanlarıydı. Ben birçok anlamlar yükledim bu kahramanlara. Onlar kötülere karşı savaşan, ölümü göze alanlardı. Onlar özgürlüğün ve umudun sembolü olanlardı.

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın