KİRPİKLERİMİN GÖLGESİ

KİRPİKLERİMİN GÖLGESİ GÖRSEL

Henüz on bir yaşında.

Adı yok… Olsa hatırlar mıydım? Sanmıyorum.

O kadar derin ki anlatılanlar, isim de cisim de çok yüzeysel. Hatırlamazdım.

Çok etkileyici bir dil, çok etkileyici bir hikaye. Keşke masal olsa. Gerçek olma ihtimali olmasa. Ne yazık ki öyle değil. Kirpiklerinin gölgesine sığınanların sayısı o kadar fazla ki, biz bilmiyoruz, görmüyoruz, duymuyoruz…

Hayatta her şey göründüğü gibi değil. Bunu bir kez daha bu romanla anlamak ne acı! Aynı avluda annesi, abisi ve ninesiyle yaşayan bir kızın hikayesi bu. Aslında bu kızın ne evi var, ne yuvası, ne ailesi…

İlk sayfadan itibaren küçük kızın tüyler ürperten dramına tanıklık ediyorsunuz. Önce abisinin, sonra yaşadığı kasaba ahalisinin tacizine uğruyor, hor görülüyor, dövülüyor. En sonunda dedesi yaşında bir adama satılıyor annesi tarafından… Ve annesini öldürüyor tüm yaşadığı acılara son vermek için. Her şeye rağmen sevdiği annesini…

En kötüsü yaşandığında küçük bir kız çocuğunun bile artık korkacak bir şeyi kalmaz.

Nedir küçük bir çocuğu annesini öldürme noktasına getiren şey? Bir çocuğun aileden başka neye ihtiyacı olabilir ki? Okurken geç bile kaldı dedirtiyor. Ben olsam çok daha önce yapardım. Küçücük bedenimi abimin hırpalamasına göz yumduktan hemen sonra… Koca göbekli bekçi amcanın aletine dokunmadan hemen önce… Yaşadıklarına rağmen gelecekten o kadar umutlu ki aslında. Annesinin bir gün onu sevebilmesi, koruyabilmesi ihtimali o kadar güçlü ki içinde… Bu nedenle bekliyor belki de. Tıpkı bir mucize bekler gibi.

Henüz on bir yaşında abisinin tacizine maruz kalırken…

Henüz on bir yaşında kendini öldürmek isterken…

Henüz on bir yaşında satıldığı evin köhne bir odasında köpekler tarafından tecavüze uğrarken…

Ve on bir yaşında annesini öldürürken…

 

 

Yazan : Gizem Eray

 

 

Bir Cevap Yazın