SEVGİLİNİN GECİKEN ÖLÜMÜ

sevgilinin-geciken-olumu

Sevgilinin ölümü beklenirken nasıl bir sevgiden bahsedilir? Üstelik beklenen ölüm gecikiyor, bir türlü gelmiyor. Gözler saatte, pencere önünde yolu gözlenen fakat gelmeyen, gelemeyen misafirler gibi. Yolu gözlenen, gelmesi beklenen… Bir sevgili için ölüm’ün yolu gözlenir mi? Ölüm gelsin ve o sevgiliyi alıp götürsün istenir mi? Murat Gülsoy’un “Sevgilinin Geciken Ölümü” romanına başlamadan önce sadece bunları düşünüyordum.

Bir aşk romanı mıydı “Sevgilinin Geciken Ölümü”? Bitkisel hayatta olan karısına bakmak için mesleğini bırakıp nerede ise dış dünya ile tüm bağlarını koparan, yaşamını aşkına adayan bir adam insana “ne büyük aşk!” dedirtir. Oysa ben demedim, diyemedim.

Sınırdasın ve ne bir adım ileriye ne de bir adım geriye gidebilirsin. Yapılması gereken çaresizce beklemektir. Bir şeylerin olması, sihirli bir değneğin dokunması beklenir. Bir sınırda olup durup bekleyen aslında orada sıkışan hayatlardı romanda karşılaştığım. Tanıdıktı kahramanlar. Yakın zamanda “Bu Kitabı Çalın” da karşıma çıkmıştı Cem ile Serap. Serap bir tarafı yaşam bir tarafı ölüm olan çizginin önündeydi. Sadece Serap değildi orada olan Cem de aynı yerde durup bekliyordu. Bir bakıma her ikisi de bitkisel hayattaydı. Tek bir fark vardı; biri yatağa bağlıydı diğeri ise o yatakta yatana. Serap bilinci kapalı bir halde yatarken Cem’in bilinci ne kadar yerindeydi? Zihninde Serap canlanıp konuşmaktaydı. Bu konuşma Cem’in kendi ile hesaplaşması, vicdanını rahatlatmasıydı.

Vicdanı neden rahatsızdı? Başka birine âşık olduğu için mi? Onun ölümünü beklediği için mi? Yoksa mesleki anlamda yaşadığı düşüşün sorumlusu olarak biricik aşkını gördüğü için mi? Belki de hepsi.

Bir yerde sıkışıp kalan insanlar başka birine dönüşüyordu “Sevgilinin Geciken Ölümü”nde. Tıpkı Murat Gülsoy’un diğer romanlarında olduğu gibi. Karısının geçirdiği kaza ile Cem değişirken, Neşet’te işlediği belki de işlemediği bir cinayet sonrası hapiste farklı bir insana dönüşmüştü. Zaman’ın insanlara yaptığı en kötü belki de en iyi şey; değiştirme, dönüştürme gücü.

Her şeyi sıfırlayıp hayata yeniden başlamak istiyordu Cem. Bunu bir türlü yapamıyordu. İşlediği cinayet ile yaptığı haberin konusu olan Neşet, yıllarını hapishanede geçirirken o da şimdi yıllarını evinde dört duvar arasında geçiriyordu, cezasını çekiyordu.

“Birisi bir başkasını bu kadar çok düşünür ise onu hiç yoktan yaratamaz mı?” Gerçekte Neşet var mıydı? Belki de Cem’in zihninin ona oynadığı bir oyundu. Zihninde konuşan Serap gibi, Neşet’i de Cem yaratmış olamaz mıydı? Bu tarz soruları üretmeye açıktı “Sevgilinin Geciken Ölümü”. Özellikle öyle olması isteniyor gibi. Yazarımız seviyor oyunları. Sonlar yazmıyor romanlarına. Bir şeylerin tamamlanmadığı duygusu ile kapanıyor son sayfa ve sonrasında yarım kalanların yarattığı huzursuzluğu gidermek için okuyucu başlıyor yarımları tamamlamaya. Ben ise hala karar veremedim bu romana nasıl bir son yazacağıma.

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın