SONUNCU

untitled

Bir şeyi istemek hem de çok istemek… Sahip olunan her şeyi bu uğurda feda etmek… Evet, doğru kelime bu “feda”. Tutkuların peşinde koşarken değersiz olanların bir bir gözden çıkartılmasından da öte bir durumdur söz konusu olan. Gözü kapalı korunacak olanlar göz kırpmadan harcanabilir tutkular uğruna. Hedefe kilitlenen bir silah gibi yürünür tutkuların yolunda. Sağlıklı bulunmaz bir şeyi çok isteme hali genellikle. Anlatmaya kalkıldığında içeride o yanıp duran ateşi, değişiverir bakışlar birden. Ya inceden bir alay yerleşir yüzlere ya da acıyarak bakıp dururlar sana. Hasta olarak görülebilinir kolaylıkla tutkularının peşinde olanlar. Belki de gerçekten bir hastalıktır saran ruhları da bedenleri de. Kim bilebilir ki?

Tahsin Yücel’in “Sonuncu” su tam olarak bu tutkudan bahsediyordu. Aslında bahsettiği pek çok şeyden sadece biriydi tutku. Bir insanın ömrünü, sahip olduğu her şeyi tek bir şey uğruna vermeye hazır olması hatta vermesi tutkuların en büyüğü değil midir?

Selami Harici’nin tek isteği söylenmemiş sözleri söylemek, koca bir çınar gibi hem yere hem de göğe yükselecek olan bir kitap yazmaktır. Hayatının tek amacı bu isteğini gerçekleştirmektir. Ünlü bir yazar olma derdinde değildir. Bir kitap, sadece tek bir kitabının olmasıdır isteği. Kendisine ait olan, söylenilemeyenleri söylediği, eşi benzeri olmayan bir kitaptır hayallerini süsleyen.“Söyleyemediklerimizin de bir varlığı vardır her zaman, hem de yüklü bir varlığı. Üstelik söyleyemediklerimizin yanında söylediklerimiz o kadar az şey ki! Ben işte bunların, tüm bu söyleyemediklerimizin kitabını yazmak istiyorum.” Selami Harici dinmek bilmeyen yazma isteğini böyle anlatıyordu. Yazılmayanı yazmak ve mükemmel olanı yapma isteği çoğu zaman elleri de kolları da bağlayan bir engel oluyor yazarlık yolunda. Nasıl bu kadar emin olduğum sakın sorulmasın bana. Her gün aynı düşünceler ile güne başlayıp, aynı kaygılar ile yazmaya çalışıyorum. Çoğunlukla beğenmiyorum yazdıklarımı. Nedense kurduğum her cümle tanıdık, bildik geliyor. Eksik buluyorum yazdıklarımı.

Selami Harici maddi kaygılar taşımayan, ailesinden ona kalanlar ile hayatını zenginlik içinde, hiç çalışma ihtiyacı hissetmeden geçiren bir adamdır. Tek arzusu “Serencam” adını verdiği kitabını yazabilmek… “Sonuncu” aynı zamanda mükemmel bir aşkı da anlatıyordu. Selami Harici ile eşi Zarife’nin aşkını. Her gün sabahın ilk ışıklarında kendisini çalışma odasına kapatıp kitabını yazmaya çalışıyordu Selami Harici. Hayatı yaşamıyordu. O çok istediği kitabını yazıp bitirmek için yaşıyordu. Çocukları bir deli olduğunu düşünürken, sadece Zarife hanım ona inanıyordu.

Tahsin Yücel üç bölüme ayırmıştı “Sonuncu” yu. Birinci bölümde Zarife Hanım “Serencam” ın yazılma sürecinde yaşananları anlatıyordu. İkinci bölümde Selami Bey’in oğlu babasının ölümünden sonra yaşanları gözler önüne seriyordu. Üçüncü bölümde ise Selami bey’in torunu Lami’nin Serencam’ın gizini çözme çabaları anlatılıyordu.

Yazmanın sabır ve disiplin gerektirdiğini bir kez daha gösterdi bana Tahsin Yücel. Her gün yorulmadan, bıkmadan masasının başında bazen yazdı, bazen okudu, bazen de sadece düşündü Selami Harici. Ama hiç vazgeçmedi. İlk cümlenin gelmesini uzun yıllar bekledi. Etrafındaki insanlar onunla alay ederken o sadece “Serencam” ı düşündü. Hayatının kırk yılını tek bir kitaba yani tek bir amaca adadı. Kitabı tamamladığında ise ortaya yirmi yedi bin sayfalık dev çıktı. Bu kitap boyutları ve biçimi ile benzersizdi. Selami Harici kitabını eline aldığı gün görevini yerine getirmiş olmanın huzuru ile hayata veda etti. Ve sonrasında “Serencam” artık içeriği ile olmasa bile boyutları ve görüntüsü ile eşsiz bir kitap olarak anılmaya başlandı.

Tahsin Yücel yazmanın ve kitabın kutsallığını Serencam’a verdiği kutsallık ile gösteriyordu “Sonuncu” da. Ölürken yere düşen kitabının kaldırılmasını istiyordu Selami Harici tıpkı kutsal bir kitaba gösterilmesi gereken saygı gibi. Yaratı ürünü olan her şeyin kutsallığına inananlardanım. Yaratının ise sadece sanatın edebiyat ve müzik alanlarında olduğunu düşünüyorum. Kelimelerden bir dünya kurmak gibi, her bir notadan melodiler oluşturmak kutsal görülmesi gereken bir yaratı değil de nedir?

“Sonuncu” her konuda olduğu gibi içerik ile değil de görüntü ile meşgul olduğumuz günümüzün ironisiydi. “Yayınlanan her kitap yazar yapmaz adamı” diyordu Zarife hanım. Peki, bugün durum farklı mı?

Söylenmeyeni söyleme çabası ile yazmaya başlayan Selami Harici Serencam’da söylenmiş tüm sözleri kendisinden hiçbir şey katmadan bir araya getirmişti ve bu kitap sadece görüntüsü ile paha biçilemez bir eser olarak değer görüyordu. İçeriği yazılan pek çok eserden alınanlar ile oluşan bir kitaba böyle bir değer verilmesinde Selami Harici’nin bir suçu var mıydı? Bence en masum olan oydu. O sadece kendisi için bir kitap yazmak istemişti. Bunu gerçekleştirmek içinde en iyi bildiğini yazmaya başlamıştı yani hayatını arasında geçirmiş olduğu kitapları yazmıştı. “Dış güzellik hala sanat söz konusu olunca iç güzelliğinde göstergesidir, göstergesi olmaktan da öte kanıtıdır.” Böyle düşünüp, anlaşılmayana derin anlamlar yükleyip “vardır bunda bir hikmet” diyorsak bizler daha çok Serencam’lar yaratır, yaratıcılıkta da sınır tanımayız.

“Bir kitabın son noktasının konulmuş olması o kitabın kitap olmasına yetmez.” Edebiyatı öldürmemek için bu cümleyi unutmamak gerekir. Yoksa edebiyat ölmeye mahkûm!

Yazan: Reyhan Karaarslan

 

Bir Cevap Yazın