TUHAF BİR KADIN…LEYLİM

Leyla_Erbil

İki günden beri elim gitmiyor yazmaya. Sanki korkuyorum yazmaktan. Konu Leyla Erbil olunca bende bir huzursuzluktur gidiyor. Onu doğru anlayıp anlamadığımı sorup duruyorum kendime. Leyla Erbil kitapları üzerine yazacağım her şeyin hep eksik kalacağını biliyorum. Bundan asıl huzursuzluğum.

Her okuduğum kitapta dimdik karşımda duruyor Leyla Erbil. Aldırmaz, başına buyruk, isyankâr. Hep bir savaş veriyor bir başına. Dik duruşu ailesine, topluma, hayata, kurulan düzene karşı. Yani itiraz ediyor her şeye. Dayatılanlara, yozlaşmış fikirlere, kadını kenara atmak isteyenlere karşı mücadele ediyor. Tüm bu mücadele içinde hep biraz da tuhaf kalıyor tozlu beyinlerde. “Tuhaf bir kadın” olarak görülmeyi umursamıyor. Kim koyuyor ölçütü? Kim veriyor kararı? O bildiğini okuyor, bildiğini yazıyor sayfalar dolusu. Ben seviyorum bu Leyla Erbil duruşunu. O, ulaşılmaz dik dağlar gibi yükseliyor. Zaman zaman korkutuyor beni ondaki bu yükseklik. Uzaktan bakıp gidemiyorum sanki yanına.

Leyla Erbil kadınlarının yaptıkları sıra dışılıklara gülüyorum çoğu zaman. Bu komik gelme durumu hiç alışıldık olmayan bir durum ile birden karşılaştığım için aslında. Erkeklerin egemenliklerini sürüp, güç gösterisi yaptıkları bir toplumda “ Tuhaf Bir Kadın”ın Nermin’i sadaka olarak vermek istiyordu bedenini, kadını küçümseyen zihniyete. Gözümde birden canlandırmıştım Nermin ve arkadaşı Meral’ın Lambo’da o ünlü şairler ile aynı masada oturdukları anı. Meral’in yüzü kıpkırmızı utancından. Nermin kendinden emin yaslanmış arkasına. Yüzünde şairlerini küçümser bir ifade. “İçinizden birini seçin. En düşkününüzü, en zavallınızı! Sadaka olarak vereceğim ona bunu! Benim ona hiç ihtiyacım yok çünkü.” derken şairler şaşkın şaşkın bakıyorlar birbirlerine. Kadın bedenini kullanıp güçlerine güç kattığını düşünen erkeklere verilecek en iyi cevap erkeklerin bedenlerini kullanmak belki de. Özgürlükler ve ayrıcalıklar neden tek bir cinsin tekelinde olsun ki? Leyla Erbil tam da buna karşı çıkıyor işte. “ Orada dur” diyor, “bende en az senin kadar önemliyim, bende en az senin kadar değerliyim ve bende en az senin kadar özgürüm” diyor kadınları ezen erkeklere. O bunları söylerken yumuşak gelmiyor sesi kulaklarıma. Hırsla, öfkeyle çıkıyor sesi. Belki de kadınların yaşadığı tüm acıların nedeni en başta Tanrı sonra onun dinleri ve kitaplarıydı Şebnem İşigüzel’in “Venüs”de dediği gibi. Leyla Erbil ezilen insanların sorumluluğunu da yüklüyordu Tanrı ya. Tanrı’nın hiçbir yoksulun bugüne kadar işine yaramadığını söylerken dile getirilen yine bir isyandı. Leyla Erbil’in kadınları kıskanılacak kadar güçlü kadınlardı. Pes etmeyen sürekli mücadele eden inatçı yani zor kadınlardı hepsi.

“Karanlığın Günü” romanında kadın yazar olmanın zorluğunu anlatıyordu Leyla Erbil. Erkeklerin dünyasında var olmak hem de yazarak var olmak kolay değildi. Yetenekli olmak yetmiyordu “ben de varım” demek için. Benzer durum “Tuhaf Bir Kadın” da Nermin içinde geçerliydi. Yazdığı şiirleri, hayran olduğu şairlere okutmak ve onlar ile tanışmak için uğraşıyordu Nermin. Yazdıkları şiirler ile başını döndüren o büyük şairler, tanıştıktan sonra nasıl da büyük bir hayal kırıklığı olmuşlardı Nermin için. Lambo dan kendisini kovmaya kalkan şaire söylediği “şiirlerini severdim” cümlesi yaşadığı hayal kırıklığının ispatı gibiydi. Adalet, eşitlik, özgürlük sözcüklerini dillerinden düşürmeyenler o gün Lambo da düşürmüşlerdi maskelerini.

Ahmet Arif’in Leyla Erbil’e yazdığı mektupları okudum “Tuhaf Bir Kadın” dan sonra. Gururlu, dik başlı, zor bir kadındı Ahmet Arif’in âşık olduğu Leyla Erbil, tıpkı kahramanları gibi. En çok “Leylim” deyişini sevdim Ahmet Arif’in. Kavgalarını, o kavgalardan sonra her şeyi unutuşunu sevdim. Ben galiba Ahmet Arif’in Leyla Erbile olan aşkını sevdim. Aşk ile dostluğun nasıl bir arada yaşayabileceğini gördüm ben bu mektuplarda. Gerçek aşkın ne zamana ne de mesafelere yenilmediğini gördüm. Sevginin karşılık beklemeden nasıl verilebilindiğini okudum her bir satırda. Yazılan o mektuplar, Ahmet Arif’in sürgün hayatı ve yaşadığı zorlukların yanında Leyla Erbil’in yazar olarak yaşadığı zorlukları da anlatıyordu. Onlar birbirlerinden uzakta olup hep yakın olmasını bilmişlerdi. Bugün bunu yapabilen kaç dost kaç sevgili vardır ki? Leyla Erbil, “Karanlığın Günü” ndeki Neslihan gibi kadın yazar olmanın tüm zorluklarını görüp, belki de Nermin gibi hayal kırıklıkları yaşamıştı. Âşık olduğu adam, aşkına karşılık vermiyor o da ona âşık olanı istemiyordu. Hep öyle değil miydi bu gönül işleri?

Tanışılan yazarlar ve şairlerin oluşturduğu hayal kırıklığını çok sık duyar oldum son günlerde. Hayal kırıklığının nedeni belki de onlarında en az bizler kadar eksik oldukları gerçeğini unutmamız. Bana göre yazarlar ve şairler ile tanışmanın en güzel hali eserleri ile gerçekleşen tanışma. Seslerini, nefeslerini kitapların sayfalarında duymak tanışmaların en güzeli…

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın