Reyhan KaraarslanReyhan Karaarslan

All articles by Reyhan Karaarslan

 

BOŞ SAYFA…

Beyaz, boş bir sayfaya bakıyorum. Hayatımın pek çok yerinde karşıma çıkan çaresizliğim artık daha bir güçlenmiş, büyümüş. Nasıl da bakıyor bana boş sayfadan! Gülüyor. “Yazamazsın” diyor. “Sen cümlelerini kaybettin” diyor. Kaybettiğim cümlelerimi düşünüyorum. “Onlar kaybolmadı. Hepsi içimde” diyorum. Yuttuğum her bir cümleyi içimdeki ormanda gezdiriyorum. Bazen karanlık yollarda kayboluyorlar. Bir serçe ürkekliğiyle yürüyorlar. Sert kayalara
Okumaya devam…

 

KAYIP SÖZ

Kim başlattı bu kavgayı? Kim attı ilk taşı? Şiddetin tohumu nasıl ekildi, yeşerdi, boy verdi? Yoksa suçlu Habil ile Kabil mi? +62

 

SICAK KÜLLERİ KALDI

“Bir yazar en iyi bildiğini mi yazmalı?” Sorusunun cevabını arayıp duruyorum. En iyi bilinenin anlatılması kolay olduğu gibi, yaşanan duyguların okuyucuya geçmesi de bir o kadar kolay olabiliyor. Bu bazıları için yazarlıkta kolaycılığa kaçma bazıları için ise doğal bir durum. Ben bunun doğal olduğunu düşünenlerdenim. +54

 

HİÇBİR YER’E DÖNÜŞ

“Hepimiz kediler gibi sonunda kokumuzun olduğu yere dönüyoruz.” Ya da bir başka deyişle “dönüp dolaşıp kürkçü dükkânına geliyoruz.” Dönülecek bir yerimizin olması duygusuyla gidiyoruz. Oysa geri döndüğümüzde, gittiğimiz yer ne kadar bizim kalıyor? Biz gittiğimizde belki o da bizden gidiyor. +40

 

ERGUVAN KAPISI

Kitabı elime aldığımda ilk düşündüğüm ne kadar kalın bir kitap olduğu ve nasıl bitireceğimdi. Sıkıldığım anda kitabı bir kenara bırakmak isterim. Bir şeyleri yarım bırakma duygusu ruhuma ağır gelse de, içim sıkılarak bir kitaba devam etmenin zaman kaybı olduğuna inanırım. Bundan belki de ilk anda kitabın kalınlığından ürkmem. +43

 

KÜRK MANTOLU MADONNA

Az önce bitti Kürk Mantolu Madonnam. Onu da diğer okuduğum kitapların yanına koydum. Ama öyle sıradan değil, daha bir özenle… Üst üste değil, onların yanında ama biraz ayrı bir yere yerleştirdim. Diğerleri ile aynı olmasını istemedim. Bana yaşattığı tüm duygular ile o kadar farklı bir kitap ki… +87

 

YENİ DÜNYA

Duru ve sıcak anlatımı ile bugün Sabahattin Ali çalışıyorum. Aslında itiraf etmeliyim ki, sıkıldığım her kitaptan sonra koşarak Sabahattin Ali öykülerini okuyorum. “Yeni Dünya” kitap stoklarımın içinde kalan Sabahattin Ali’nin son öykü kitabı… +41

 

DEĞİRMEN

Aşkı anlatmak için süslü püslü cümlelere, kocaman kocaman anlatımlara ihtiyaç var mı? Cümlelerin abartısı mı okuyucuyu büyüleyen yoksa anlatılmak istenenin en saf haliyle ortaya konulması mı eşsiz olan? Dün izlediğim televizyon programında yazar, okuyucunun abartılı ve derin anlamlar taşıyan cümlelerden hoşlandığını söylüyordu. Bu tarz cümleler evet belki ilk başta okuyucuyu etkiliyor olabilir fakat küçücük fikirlerin
Okumaya devam…

 

AYLAK ADAM

Karanlığın çökmesini bekliyorum. Aslında karanlığı değil seni bekliyorum. Başımı uzatıp sonsuz karanlığa doğru bakıyorum. Seni görememekten korkuyorum. İşte oradasın! Siyahların içinde yine parlıyorsun. Oradan, uzaktan da olsa bana bakıyorsun. Anlatacak çok şey var, dinliyor musun? +59

 

ANAYURT OTELİ

Bir sırrı keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum günlerden beri. Yalın anlatımın neden etkili olduğunu buldum! Koca bir  kıtayı keşfetmiş olmanın gururunu yaşar gibiyim. Hep sade, samimi, içten anlatımın öneminden bahsediliyor fakat böyle bir anlatımın nasıl oluyor da okuyucuyu farklı bir dünyaya götürebildiğinden bahsedilmiyor. Ne oluyor? +41

 

ÇIPLAĞIM

Yazmak çıplak kalmak gibi… Yıllarca giyilen kat kat kıyafetlerin birer birer çıkartılması sanki. Önceleri bedenine, ruhuna yapışmasından korkuyor insan, farkında olmadan giydiği bu kıyafetlerin. Sonra ise soyunmaktan korkuyor. Savunmasız, çırılçıplak kalmak korkutuyor. Isıttığına inanıyoruz bu yırtık pırtık kıyafetlerimizin. Belki de en çok üşümekten korkuyoruz. +247

 

KUMDAN KALE

Çocukken denizlerin kıyısında kumdan kalelere Kumandan olmak gibi masum hayallerim vardı. Her dalgada yerle bir olan Ve her seferinde aynı şeklide Aynı çocuksu sevinçle hayallerimi inşa edişlerim. +34

 

HADİ VURUN BİZİ!

Vururlar farklı düşünenleri farklı hissedenleri, Sadece onlar gibi olmadığımız Onlar gibi düşünüp onlar gibi karalara bürünmediğimiz için. Vururlar seni vururlar beni hayallerimizin tam da orta yerinden, Elleri kanlı yürekleri nasırlı melek  maskeli katiller. Ne anlar onlar Yaşamaktan sırt üstü hayal kurup göğün mavilerinde kulaç atmaktan. Bırak vursunlar bizi. Onlar vururlar biz düştüğümüz yerden yine yükselir
Okumaya devam…

 

AY Kİ NE AY!

Boylu boyunca uzandım kanepeme. Gözüm penceremde. Bakışlarımı kilitledim bulutların arasında bir kaybolup bir görünen aya. Şekilden şekile giriyor bulutlar. Arka fondan gelen ay’ın parlaklığı vurdukça bulutlara tek gözlü canavarlar, koca koca devler, her çeşit hayvan beliriyor karanlığın tam ortasında. Bir teleskobum olsun istiyorum. Dayayıp gözümü dürbününe yakın daha yakın olmak istiyorum aya. Bazen onda da
Okumaya devam…

 

ŞİİRLİ AŞKLAR

SENLE BEN Hadi yazalım bir şeyler gelmişten, geçmişten, gelecekten, Biraz senden eh biraz da benden. Umutlardan bahsedelim, hayallerden, Senle benim bir olduğum, sana karışıp yok olduğum rüyalardan. Hiç olmayacak duaydık biz Allah’a yakarırken, Bilmezden geldiğimiz ama çok istediğimiz, Olmayacağını bile bile Kader deyip beklediğimiz. +40

 

KİRPİKLERİMİN GÖLGESİ

Henüz on bir yaşında. Adı yok… Olsa hatırlar mıydım? Sanmıyorum. O kadar derin ki anlatılanlar, isim de cisim de çok yüzeysel. Hatırlamazdım. +32

 

ESKİ DOSTUM KERTENKELE

Benimki artık bir alışkanlık oldu. Düşüncelerden yorulduğumda, yavaşça içinde dönüp durduğum çemberden dışarı çıkmak istediğimde nedense Şebnem İşigüzel kitaplarına sığınıyorum. Olayların tokat gibi inmesi, bilmediğim bir dünyayı tüm çıplaklığı ile önüme sermesi, sarsması belki de zaman zaman beni üzmesi, ruhumu benden alıp başka bir yerde gezdirmesi Şebnem İşigüzel’i sevmem için yeterli değil mi? +34

 

KENDİNE AŞIK NERGİSLER

Derin bir mutsuzluk içinde yalnızlaşıyoruz. Kendine âşık, sürekli haklı olduğunu düşünen, kendinden başkasını önemsemeyen bencil ruh hallerimiz her geçen gün biraz daha mutsuzlaştırıyor bizi. Kimi kapitalist düzenin sonucu diyor, kimi Freud yen bakış açısıyla açıklıyor, kimi de savunma mekanizmalarımıza yüklüyor kabahati. Birçok sebep bulabiliyoruz aslında. Bu ego savaşları aklıma kendine âşık nergis çiçeklerinin hikâyesini getirdi.
Okumaya devam…

 

HATIRLA!

“Tanımadın mı beni?” diye sordum yalvaran bakışlarla. Duruyordu karşımda şaşkın ve dilsiz. Oysa iki dakika önce neler neler anlatıyordu. Neler anlatıyordu? Bilmiyorum ki, dinlemedim. Gözlerim gezindi yüzünde. Konuştukça kıvrılan dudaklarına kilitlendi bakışlarım. Ağzından içine doğru süzüldüm yavaşça. Karıştım ona. O ise devam ediyordu anlatmaya. +63

 

MEKTUP AŞKLARI

Yarım işleri tamamlama derindeyim son günlerde. Ruhuma koca bir gülle gibi çöken o yarım işlerim yok mu, beni yiyip bitiriyor. Ya tamamlayamazsam korkusu ile telaşla alıyorum kararlarımı sonrasını hiç düşünmeden. Bu neyin telaşı hiç bilmiyorum. Telaş değil belki de korkuya teslim oluyorum. Korktuklarımdan biri de Leyla Erbil. Şimdi sırada onunla olan yarım işim var. +56

 

KARANLIĞIN GÜNÜ

Yumuşak, şiirsel bir anlatım ile buluştuğum bir kitap “Karanlığın Günü”. Kitaba başladığımda her biten sayfa sonunda “ acaba şimdi ne olacak” merakıyla geçmedim bir diğer sayfaya. O an nedenini bilmediğim bir duyguyla çeviriyordum her bir sayfayı. Bir büyünün etkisinde kalmak gibiydi benim yaşadığım. Kelimeler en etkili büyü değil midir zaten? +58

 

TUHAF BİR KADIN…LEYLİM

İki günden beri elim gitmiyor yazmaya. Sanki korkuyorum yazmaktan. Konu Leyla Erbil olunca bende bir huzursuzluktur gidiyor. Onu doğru anlayıp anlamadığımı sorup duruyorum kendime. Leyla Erbil kitapları üzerine yazacağım her şeyin hep eksik kalacağını biliyorum. Bundan asıl huzursuzluğum. +62

 

MUTFAK ÇIKMAZI

İlyas Divitoğlu… Kasabanın en soylu ailelerinden olan Yargıtay üyesinin torunu ve kasabanın tek umudu… İlyas’ın zamanla saplantıya dönüşen tutkusunu anlatıyor Tahsin Yücel Mutfak Çıkmazında. Öyle bir tutku ki bu, zamanla her şeyden vazgeçiyor İlyas. Birbirinden güzel yemekler yapma tutkusu sevgilisini, ailesini, okulunu ve yargıç olma hayalini ona unutturuyor. Yaşamının tek anlamı yemek oluyor. +46

 

SONUNCU

Bir şeyi istemek hem de çok istemek… Sahip olunan her şeyi bu uğurda feda etmek… Evet, doğru kelime bu “feda”. Tutkuların peşinde koşarken değersiz olanların bir bir gözden çıkartılmasından da öte bir durumdur söz konusu olan. Gözü kapalı korunacak olanlar göz kırpmadan harcanabilir tutkular uğruna. Hedefe kilitlenen bir silah gibi yürünür tutkuların yolunda. Sağlıklı bulunmaz
Okumaya devam…

 

YALAN

“Önce yazı vardı ve dil yazıdan doğdu”. Bu mümkün olabilir miydi? Tüm ezberlerimizin bozulması anlamına gelirdi yazının dilden önce var olduğunun kabulü. Tahsin Yücel’in “Yalan” ı bu kuramın ortaya atılması ile başlıyordu. Romanın kendisi kadar ortaya attığı kuram da kafamı karıştırmaya yetmişti. +51

 

GUERNİCA KİMİN ESERİ?

Yıl 1937. İspanya da kanlı bir iç savaş devam etmektedir. İspanya’nın başında Francisco Franco vardır. Franco, Hitler’e İspanya’nın kuzeyinde bir köy olan Guernica’da yeni silahlarını deneme izni verir. Ve Hitler bu fırsatı kaçırmaz, Guernica’yı yerle bir eder. O dönemde Fransa’da olan İspanyol ressam Pablo Picasso anıt boyutunda bir resim ile bu katliamı resmetmişir. Picasso, Franco
Okumaya devam…

 

PEYGAMBERİN SON BEŞ GÜNÜ

“Ne okuduğun nasıl yazacağını belirler.” Bu ustamın bana ilk öğüdüydü. Yazarlarım ile tanışmalarım bu öğüt sonrasında olmuştu. Sabahattin Ali, Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Tezer Özlü, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan ve Tahsin Yücel birer birer girdiler hayatıma. Ustalarım oldular. Aç gözlülükle okudum tüm yazdıklarını. Çoklukla da kıskandım onları. Duru ve mükemmel anlatımı ile Tahsin Yücel her
Okumaya devam…

 

GÖKDELEN

“Adalette özelleşecek elbet, onunda patronları olacak.” cümlesi ile “Yalan” da karşılaşmıştım. Kitapta altını çizdiğim pek çok cümleden biriydi. Bu cümle “Yalan” da havada kalmıştı. Altını çizmeme rağmen bir türlü bir yere yerleştiremiyordum kafamda cümleyi. O an bu kuram ile Tahsin Yücel’in bir sonra okuyacağım kitabında karşılaşacağımı düşünmemiştim. +79

 

KUMRU İLE KUMRU

Son günlerde kafam çok karışık… Okuduğum her kitap kafamı iyice karıştırıyor gibi. Ivır zıvır kitapları bir kenara koyduğum günden beri şahane kitaplar okuyorum. O kitaplar ile her şeyi daha fazla sorgular oldum. Sorgulamalarım çoğu zaman kendime dair. Şahane kitaplar ile şahane hayallere dalamıyorum nedense. Aksine daldığım hayallerden beni çekip çıkartıyor gibiler. +55

 

BIYIK SÖYLENCESİ

Aslında bu akşam hiç niyetim yoktu yazmaya. Düşüncelerimi karıştırmak istemiyordum. İçimde biraz heyecan, biraz sevinç, bolca da tedirginlik… Kurup duruyorum kafamda olanları. Bir öyle diyorum bir böyle. Sonra sıkılıp hepsinden, vazgeçiyorum “aman be sende!” diyorum. Zamanı geçirme derdindeyim. Ama geçmiyor. Kalbim pırpır edip duruyor. Yazmazsam gece gündüze kavuşmayacak sanki. +68

 

ÖZGÜRLÜK DEDİKLERİ…

Ne kadar özgürüm? Soru “ne kadar” değil, “özgür müyüm ?” olmalı aslında. Bir şeyin miktarsal olarak ifade edilmesi için önce varlığı sorgulanmalı. Belki de doğru soru “özgürlük nedir?”. Önce tanımını yapabilmeliyim ki sonra onun varlığından bahsedeyim, varlığını kabul ediyorsam da miktarı üzerinde kafa yorabileyim. +79

 

KARANLIĞIN AYNASINDA

Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla pastanın en güzel tarafını, şöyle bol meyveli olan kısmını, hep sona saklarım. Son yudum en iyisi olmalı. Ağzımda en son yediğim o en güzel tat kalmalı. Bir nedeni olmadan sona sakladığım romanlardan biriydi “Karanlığın Aynasında”. İyi ki öyle yapmışım. “Karanlığın Aynasında” pastamın en güzel tarafı… +60

 

BENİM ŞAİRLERİM

  Her şiir, şairinin gönlünden kalemine düştüğü için güzeldir muhakkak. Ancak ikinci yeni akımının şiirleri başka bir tad bırakır okurunda. Deneyen bilir, dörtlük, hece ve vezinle uğraşmayıp, dizeleri biçimsiz de anlamlaştırabilen şairlerin akımıdır Ikinci yeni… +64

 

AŞK VE TESLİMİYET

The Kiss (Lovers)/ (Öpücük)| Gustav Klimt (1907-08) Sembolizmin öncülerinden Gustav Klimt, “The Kiss” isimli eserinde aşkın, zaman ve mekân üzerindeki gücünü vurguluyor. Uçurumun kenarında gözleri kapalı kızıl saçlı bir kadının, vücudundaki dirence rağmen yüzündeki huzur dolu ifade ile erkeğe teslimiyeti ve erkeğin kararlı, erk dolu hâkimiyeti dudaklarımızda engel olunamayan bir tebessüm oluşturuyor. +56

 

HOŞ GELDİN MURAT GÜLSOY!

Uyku ile uyanıklık arasında kısa bir gezintiye çıktım. Gözlerimi kapattığım anda sesim canlanıyor bulanık olan görüntüler sanki netleşiyor. Misafirlerim geliyor bu kısa gezintide yanıma. Bir sohbettir gidiyor. Sonra birden açıp gözlerimi, yattığım yerden kalkıp başlıyorum yazmaya. Kulağıma cümleler hep ben araftayken fısıldanıyor. +69

 

PASLI ÇİVİLERİM

Yine bölünmeye başladı uykularım. Açıp gözlerimi boş boş bakıyorum odamdaki karanlığa. Karanlık içinde görmeye çalışıyorum sanki uykumu bölenleri. Dönüp duruyorum yatağımda sabahın ilk ışıklarına kadar. Ben döndükçe dönüyor yatağımda, odamda. +64

 

MURAT GÜLSOY’LA EDEBİYAT ÜZERİNE

Bizce kitap’ın “Merhaba” dediği Ağustos ayında, ilk yazarımız Murat Gülsoy. Yazarımız ile edebiyat üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik.  Edebiyat eserleri değerlendirilirken pek çok ölçütten bahsediliyor net bir çerçeve çizilemiyor. Konulan ölçütlerin hepsini içinde barındırmayan bir eser de iyi bir edebiyat eseri olarak anılabiliyor çoğu zaman. İyi bir edebiyat eseri nasıl olmalı sizce? +77

 

EL SALLA

Yürüyorsun sessiz sakin. Ağır adımlar ile ilerlediğini düşünüyorsun. Kolundaki saate bakıp iç çekiyorsun. Sesler duyuyorsun. Ne söylediği belli olmayan bir sürü insanın çıkardığı gürültünün içinde sıkışıp kalıyorsun. Kaçmak istiyorsun kaçamıyorsun. Sesini o gürültüye katıyorsun. +124

 

BELLEĞİN AZMİ ( ERİYEN SAATLER)

La persistencia de la memoria (1931) adıyla da bilinen Belleğin Azmi (Eriyen Saatler) Düşlerimiz var. Başını hatırlayıp sonunu getiremediğimiz, gördüklerimizin içinde kaybolup gittiğimiz, hayatla, akılla anlamlandırmaya çalıştığımız ancak bu anlamlardan asla emin olamadığımız düşler. Bazen bir an evvel uyanmak isteriz, bazen de hiç uyanmamak. +73

 

SEVGİLİNİN GECİKEN ÖLÜMÜ

Sevgilinin ölümü beklenirken nasıl bir sevgiden bahsedilir? Üstelik beklenen ölüm gecikiyor, bir türlü gelmiyor. Gözler saatte, pencere önünde yolu gözlenen fakat gelmeyen, gelemeyen misafirler gibi. Yolu gözlenen, gelmesi beklenen… Bir sevgili için ölüm’ün yolu gözlenir mi? Ölüm gelsin ve o sevgiliyi alıp götürsün istenir mi? Murat Gülsoy’un “Sevgilinin Geciken Ölümü” romanına başlamadan önce sadece bunları
Okumaya devam…

 

BU KİTABI ÇALIN

Kıskanıyorum. Bu Tahsin Yücel’in kitaplarını okurken hissettiğim duygunun benzeri. Her biten kitap, cümlelerimin ne kadar aptalca olduğunu bana gösteriyor. Yetenek denilen o Tanrı’nın lütuf’undan payıma bir şey düşmediğinden dertleniyorum. Kendimi eksik hissediyorum. Bir ses “böyle kalacaksın” diyor. İşte o zaman da korkuyorum. +54

 

İSTANBUL’DA BİR MERHAMET HAFTASI

Kısa bir ara vermiştim yazarımın kitaplarına. Bilerek, isteyerek verilen bir molaydı bu. Kıtlıktan çıkmış gibi okuyordum yazdıklarını. “Bu son yudum” diye diye birinden öbürüne geçmiştim. Yok olup gitmişti sanki iradem. Bir nevi hastalık hali… “Girdap gibi” demişti yazarımla yeni tanışan biri. O bunu söylediği anda fark etmiştim neyin içinde olduğumu neden başımın dönüp durduğunu… Bir
Okumaya devam…

 

602. GECE

Ders kitaplarıma bir yenisini daha ekledim; 602.Gece. Sanki ben kitaplarımı değil kitaplarım beni buluyor, tıpkı yazarlarım gibi. Hiç olmadık bir an da düşüyorlar önüme balkonuma gelen davetsiz kuş misali. +65

 

NİSYAN

Sait Faik’in tüm öyküleri, Ahmet Altan’ın yarıda bırakılmış Son Oyun’u ve Nisyan… Sehpamın üzerindeki kitaplarım. Okunan kitaplarımı bir kenara yığıyorum. Nedense gözümün önünde olsunlar istiyorum. Bir bebeğin büyümesi gibi kitap kulemin yükselişini izliyorum. +71