AYLAK ADAM

AYLAK ADAM GÖRSEL

Karanlığın çökmesini bekliyorum. Aslında karanlığı değil seni bekliyorum. Başımı uzatıp sonsuz karanlığa doğru bakıyorum. Seni görememekten korkuyorum. İşte oradasın! Siyahların içinde yine parlıyorsun. Oradan, uzaktan da olsa bana bakıyorsun. Anlatacak çok şey var, dinliyor musun?Sıkılıyorum. Kontrol edemediğim o iç çekişlerim alışkanlığa döndü sanki. Kafamda düşünceler ile boğuşurken bir bakıyorum ki malum iç çekişimin en derinindeyim. Vazgeçmem gerek bundan biliyorum ama nasıl olacak bilmiyorum. Dedim ya kontrol edemiyorum. Düşüncelerimin efendisi olduğum anda elbet önümde diz çökecek o iç çekişler. Denizde çırpınıp boğulmak gibi bazen düşünmek, bazen de acıların en büyüğü. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” da dediği gibi “düşünce yalnız ıstırap kaynağıdır.” Kökünden kurutsam şu kaynağı, nasıl olur? Olmaz, o kaynak kurumaz. Her geçen gün, her alınan nefes onu coşturur. O coşar ama seni kurutur.

“Tutunamayanlar” dan sonra elim okunması gereken kitapların arasından “Aylak Adam” ı seçti. Söylemesi ne kadar güzel “aylak adam”, “aylak”, “aylak gezmek”, “aylak olmak”. Bir an bende o aylaklardan olmak istedim. Hiçbir şeyi düşünmeden, hiçbir şeyi dert etmeden, geriye dönüp bakmadan, istediğimi istediğim gibi yaşayabilir miydim acaba? Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ı hem çok farklı hem de herkesle aynıydı. O da bir “tutunamayan” dır. Tutunacak bir şeyler arayan, hayata kafa tutan bir “Aylak Adam” dır. Tutunamayanların ya da tutunmak için kendini paralayanların aradığı hep sevgi. Söylemesi kolay ama bulması imkânsız gibi…“Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!” Hep böyle bir kadın ya da adam aranır da bulunan o mudur değil midir hiç bilinmez. Sezgiler türlü şeyler söylese de “ya yanılıyorsam” şüphesi sezgileri ezer geçer.

Üst üste okuduğum bu kitaplar “ıstırap” kaynağımı besliyor sanki. İçimdeki sıkıntı bundan olabilir mi? Buzdolabım bozuldu. Tüm sıkıntım belki de ondan. Sakın “bana ne bundan” deme! Unutma, ben sıkıldıkça uzatıp başımı karanlığa, kimi zaman sessizce, kimi zaman tüm gücümle söyleniyorum sana. Kolayıma geliyor anlasana!

“Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi, iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?” Aylak adam aynı dili konuştuğu kadını arıyor, hem bu kadını bulamamaktan korkuyor hem de bulmaktan. Sevginin alışkanlığa dönmesi ne katlanılamaz bir işkencedir kadına da erkeğe de. Bir bakış ile kalbin kafesini zorlaması, tek bir dokunuş ile tenin alev alev yanması bir gün gelir biter. Yokluğuna dayanılamayan fakat var olduğunda ise heyecan duyulmayan sevgililerin tiryakisiyiz. Gitsin isteriz, “ya bir gün giderse” korkusu ile de inim inim inleriz. “Aylak Adam” alışmaktan korkuyordu. Çocukluğunun izlerini üzerinden silip atamıyordu. Bağlanmak istemiyor, prangalı bir yaşamdan kaçıyordu. Kaçarken de hiçbir şeyi umursamıyordu. Bu umursamaz halini kıskandım aylak adamın. Bu sefer iç çekişim ona.

Pırıl pırıl bir suda yüzmek gibiydi “Aylak Adam”ı okumak. Temiz, tertemizdi. Deniz tüm güzelliği ile gözlerimin önündeydi. Suyun dibini görüyor, elimle dokunuyordum her bir taşa. Arada renk renk balıklar geçiyordu sıra sıra. Saatlerce bıkmadan bakabilirdim bu suya.

Onunla gezdim tüm sokakları. O soyunup girdiğinde yatağına karşı pencereden durup bakan bendim. Koyduğunda başını çocukluğunun kokusunu duymak için şaşı kadının dizine ben kenardan izliyordum onu sessizce. Umursamadan hayatından çıktığı her kadından sonra bir tek ben görüyordum aslında kıvranıp durduğunu, verdiği o savaşı.

Bir arkadaşım “aşk emek ister” demişti, ben aşk üzerine atıp tutarken. “Aylak Adam” da tutunmak için sevgiyi arıyordu, pes etmiyordu, emeğini arayarak veriyordu.

Hava soğudu. Üşüyorum. Sana anlatacaklarımın bittiğini sanma sakın. Nasıl olsa sen hep oradasın bende burada. Yarın akşam aynı yerde yine aynı zamanda…

Galiba bir yıldız kaydı. Senin gözlerin mi var?

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın