BOŞ SAYFA…

sihirli-kelimeler görsel

Beyaz, boş bir sayfaya bakıyorum. Hayatımın pek çok yerinde karşıma çıkan çaresizliğim artık daha bir güçlenmiş, büyümüş. Nasıl da bakıyor bana boş sayfadan! Gülüyor. “Yazamazsın” diyor. “Sen cümlelerini kaybettin” diyor. Kaybettiğim cümlelerimi düşünüyorum. “Onlar kaybolmadı. Hepsi içimde” diyorum. Yuttuğum her bir cümleyi içimdeki ormanda gezdiriyorum. Bazen karanlık yollarda kayboluyorlar. Bir serçe ürkekliğiyle yürüyorlar. Sert kayalara çarpıyorlar. Gövdesi kabuk kabuk yarılan dev ağaçların arasından geçiyorlar. Korkuyorlar.Onları, ilk emir ile içime hapsetmiştim. “Sus!” dedi biri. Sustum. Ayaklarımda kırmızı pabuçlarım, eteklerim fırfırlı… Yaşım beş… Ben o günden sonra hep beş yaşında kaldım. Kendimi de beş yaşına hapsettim.

İçimde dolanıp duran cümleler yollarını bulup şimdi birer birer dışarıya çıkıyorlar. “Özgürlük gibisi var mı?” diye soruyor her dışarıya çıkan beş yaşındaki çocuğa. “Bilmiyorum” diyor o çocuk. “Bilmiyorum ama öğreneceğim” diyor. “Önce tüm bildiklerini unutmalısın” diyor cümleler. Hangisinden başlasam acaba?

Âdem’in kaburgasından yaratıldığımı unutarak yola koyulmalıyım. Tamamlamamalıyım hiç kimseyi. Bundan değil mi boşluklarda savrulup gitmem? Bundan değil mi eksik olan parçamı arayıp durmam? Bundan değil mi hep ezilmem, görülmemem, duyulmamam?

Eteklerimi çekiştirirdim. Gözlerim yerde… Kahkahalar atamazdım. Kollarımı sallaya sallaya dolaşamazdım sokaklarda. Kulağımda babaannemin sesi; “sen kızsın, otur bakayım orada!” Kızdım. Kızgındım. Çocukluğumdan bugüne taşıdım tüm kızgınlıklarımı. İşte şimdi bunları da birer birer ekliyorum unutacaklarımın arasına.

İçimdeki ormanın perisi gibiyim. Onu bir tek ben görüyorum, bir tek ben duyuyorum.  Ormanımdaki meşe ağacımın dallarına oturuyor. Ayaklarını bir aşağıya bir yukarıya sallandırıyor. Bazen uçup geliyor avuçlarıma. Kanatları pırpır… Her şeyi sayıp döküyor suratıma. Bazen de konuşmuyor. Sağ omzuma konuyor. Soluğunu duyuyorum boynumda. “Yaz!” diyor “sus!” diyenlere inat.

Yazdıkça belli oluyor gözümün rengi, burnumun şekli. Yazdıkça duyulmaya başlıyor sesim, sesimdeki hüzün. “Seviyorsun hüznü” diyor orman perim. Benim doğduğum topraklarda insanlar ölüyor. Çocuklar öldürülüyor. Kadınlar öldürülüyor. Hüzün masum kalmıyor mu anlatmak için beni? Göğsümün ortası yangın yeri… Gözümün önünde ağzından alevler çıkan bir kadın imgesi… Kahverengi düz saçları omuzlarında… Gözleri, ağzı, burnu… Tanıdık biri… Ufku gösterir gibi boynunu ileriye uzatmış. Boynundaki her bir damar kabarmış yeşil yeşil… Ağzı açık… Çığlık atıyor. Sesler aleve dönüşmüş sanki. Alevler kusuyor kırmızı kırmızı…

Perim şimdi tam karşımda… Bal gözlerini gözlerime dikmiş. Yüzünde kocaman bir gülümseme… Kollarını kavuşturmuş göğsünde…  Soruyor bana “doldu mu şimdi boş sayfa?” Bu doldu. Diğer boş sayfalar ise sırada.

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın