ÇIPLAĞIM

ÇIPLAĞIM GÖRSEL

Yazmak çıplak kalmak gibi… Yıllarca giyilen kat kat kıyafetlerin birer birer çıkartılması sanki. Önceleri bedenine, ruhuna yapışmasından korkuyor insan, farkında olmadan giydiği bu kıyafetlerin. Sonra ise soyunmaktan korkuyor. Savunmasız, çırılçıplak kalmak korkutuyor. Isıttığına inanıyoruz bu yırtık pırtık kıyafetlerimizin. Belki de en çok üşümekten korkuyoruz.

Utanılacak bir şeydi çıplaklık, öyle öğretildi bana. Ayıptı, günahtı bazen de fakirlik fukaralıktı. Sırtında paltosu olmayanlara üzülüp, yırtık ayakkabıları gürünce şükredip daha fazla sarındım örtülerime. Örttüm her yerimi. Gizledim kendimi. Kimden kaçtığımı bilmeden gizlendim. Güvenli yerler keşfedip sessizce oralarda bekledim.

Küçük bir kızken özenle annemin giydirdiği kısacık fırfırlı eteklerime ilk ağabeyim kızdı. Ben beş o ise daha yedi yaşındaydı. Bana değil anneme kızmıştı kocaman bir erkek edasıyla, “giydirme bu kıza böyle kısa etekler, külotu gözüküyor.” Daha o zaman anlamıştım çıplaklığın kötü olduğunu, başlamıştım eteklerimi çekiştirmeye. Sırf bedenimi örtmek yetmezdi ki dilimde susmalıydı. O da günah olmalıydı. Belki ağabeyim ona da kızardı.

Söylediğim her söz soyarken, söyleyemediklerim ise kalın kalın giydiriyordu ağustos sıcağında beni. Alnımda terler boncuk boncuk… Taşısam dedim yüklerimi aldırmadan ağırlıklarına. Ama olmadı, taşınmadı, taşınamadı. Bir gün bir çatlaktan yol buldu birikenler, sızdı. Akıp gitti kıvrıla kıvrıla. Sözcüklerim tanıştı yazıyla. Önce ürkek çıktılar. Saklandığı yerden çıkan bir kaçak gibi yavaş yavaş döküldüler yollara. Bazen de dökülemediler. Tıkadı boğazımı kelimeler. Derin uykulara yatıp, derin uyumadan kalkıp yazmaya koyuldum gizli, hem de çok gizli. Nasıl söylerdim bazen geceleri bazen de gündüzleri soyduğumu kendimi? Teker teker çıkartıyordum çocukluğumdan beri giydiklerimi. Korkularımı, üzüntülerimi, mutsuzluklarımı, yalnızlığımı yırtarcasına söküp atıyordum şimdi. Yazmak soyuyordu beni.

Çıplaklık zincirleri kırmak, özgürlüğe koşmak gibi… Arınmak gibi… Umursamadan yaşamak gibi… Eksilen her kelime ile artmak gibi… Var olup, kafa tutmak gibi… Hafifleyip koşmak gibi… Korkulardan kurtulmak gibi… Barışmak gibi… Sevmek gibi… Sevişmek gibi…

Utanmıyorum artık çıplaklığımdan. İşlediğim günahlara bir yenisini ekliyorum şimdi. Umursamıyorum ne birini ne ötekini. Sıyırdım eteğimi, açtım bluzumun düğmelerini. Üşütmüyor beni bu rüzgârlar. Ne güzel şeymiş şu çıplaklık dedikleri!

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

 

 

Bir Cevap Yazın