EL SALLA

El salla görsel

Yürüyorsun sessiz sakin. Ağır adımlar ile ilerlediğini düşünüyorsun. Kolundaki saate bakıp iç çekiyorsun. Sesler duyuyorsun. Ne söylediği belli olmayan bir sürü insanın çıkardığı gürültünün içinde sıkışıp kalıyorsun. Kaçmak istiyorsun kaçamıyorsun. Sesini o gürültüye katıyorsun.

Ne zaman başladığını bilmediğin bir koşunun ortasında buluyorsun kendini. Koşuyorsun. Durup geriye baktığında, işte tam o anda küfürler savuruyorsun zamana. Az önce yanından geçtiklerin şimdi uzakta hem de çok uzakta.

“keşke” diyorsun “keşke…” gerisini getiremiyorsun. Cümleler nasıl tamamlanır hiç bilmiyorsun. Eksikler ile yaşamaya yaşamın gereği diyorsun. Şikayet etmiyorsun.

Ara sıra özlüyorsun. Kimi, neyi özlediğini bilmeden göğsünün tam ortasına oturan o ateşten kurtulamıyorsun. Bir vuslat hayal ediyorsun hayal edebildiğin kadar. Biraz eksik biraz fazla… Kavuşunca geçer diyorsun. Olmuyor. Geçip gidene özlem hiç bitmiyor.

Bir şey parmaklarının arasından akıp gidiyor, kum gibi…tutamıyorsun. O an fark ediyorsun zaman ile kum arasındaki ilişkiyi. Tıpkı iki sevgili gibi… Çaresizce izliyorsun kayıp gidenleri, bir avuçtan kayıp gidişini…

Nafile buluyorsun çoğu zaman çırpınışlarını. “Bir dur” diyorsun avaz avaz bağırıp tüm gücünle. Durup dinlenmek istiyorsun koşup durduğun şu dairede. Durur mu bu daire?

Yoruluyorsun koşmaktan, bir şeyleri kovalamaktan. Av mısın yoksa avcı mısın sen?

Düşünüyorsun yukarıdan bakıp seni izleyeni. “Orada mısın?” . Kim bilir nasıl da gülüyor izlerken seni. Sen ona aldırma, inadına salla elini. Kim icad etti şu zaman denilen şeyi? Nanik yaparak giden o değil mi? Boşver ona da salla elini.

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın