ERGUVAN KAPISI

erguvan_kapisi GÖRSEL

Kitabı elime aldığımda ilk düşündüğüm ne kadar kalın bir kitap olduğu ve nasıl bitireceğimdi. Sıkıldığım anda kitabı bir kenara bırakmak isterim. Bir şeyleri yarım bırakma duygusu ruhuma ağır gelse de, içim sıkılarak bir kitaba devam etmenin zaman kaybı olduğuna inanırım. Bundan belki de ilk anda kitabın kalınlığından ürkmem.Gereksiz ve sıkıcı detaylar ile dolu olabilir, konu çok fazla uzatılmış olabilir, renklendirmek adına kahraman enflasyonu yaratılmış olabilirdi. Tabi tüm bu önyargılarımın nedeni ilk defa bir Oya Baydar kitabı okumamdı. Ama yanılmıştım. Her şey en ufak ayrıntısına kadar anlatılırken sıkılmıyor, tüm mekânlar, kişiler, sobanın yanında uyuyan kedi, saksıdaki çiçek, karlar altındaki İstanbul, erguvanlar, Boğaza bakan tepeler, ölenler, öldürenler, gözümün önünde teker teker canlanıyordu.

Erguvan Kapısı o içimizdeki bitmez tükenmez arayışımızı anlatan bir roman. Teo, gerçekten Erguvan Kapısını mı arıyordu yoksa ait olduğu topraklardan kopmuş, koparılmış bir kişi olarak tekrar o topraklara tutunmak, köklerini o toprağa salmak için mi uğraşıyordu? Kapı sadece Teo için bir araçtı. Ait olduğu yeri ve kendini bulması için bir araç…

Arayan sadece Teo değildi. Derin, babasının ölümü ile ilgili nedenlerin ve niçinlerin peşine düşmüş, bir taraftan da kendini sorgulamaya başlamıştı. Nereye aitti? Hangi dünya gerçekti? İçindeki derin boşluklar neden dolmuyordu?  Babasının ölümünün ardındaki gerçekleri ararken, kendi yolunu da bulmaya çalışıyordu.

Ülkü ise bambaşka bir şeyi arıyordu. Geçmişi unutmanın yollarını… Kaybettiği oğluydu aradığı ama her şey için çok geçti. Başka çocukların hayatlarını kurtarmak adına kendi çocuğunu feda etmişti. Mutsuz, sevgiye hasret, yalnız bir çocukluğa mahkûm etmişti onu. Umut, inançlar uğruna feda edilen bir çocuktu.

Bir diğer kahraman Kerem Ali ise inançlarına tutunup var olmanın yollarını üyesi olduğu örgütte, terörist yöntemler ile arıyordu.

Sonuçta hepsi kendi kapılarını arıyordu. Onları huzura kavuşturacak, bir yerlere ya da birilerine kavuşturacak belki de kaçmalarını sağlayacak bir kapı…

“Erkek iktidarı arar, kadın ise iktidara sahip olanı” diyor Oya Baydar. Doğru da söylüyor. Bu arayış güce tapmamızdan, güçten beslenmemizdendir. Sahip olduğumuz para, mevki, şan, şöhret kendimizi ispat etme çabasında olduğumuz toplumda yer bulmamızı, o da yetmez, bulduğumuz yeri sağlamlaştırmamızı sağlıyor. Bundandır kıçımızı koyduğumuz koltuktan kalkmama isteğimiz. İktidar güç demektir. Gücü ele geçiren ise hangi ideolojide olursa olsun hükmedendir.

Erguvan Kapısı’nda Oya Baydar, oedipus ve elektra kompleksini Teo- Ülkü, Derin-Turgut Ersin ilişkisi ile romana katmış. Freud’un bu iki görüşünün romana okuyucu açısından bir hareket kattığı kesin. Annesini çıplak, sevişirken, görmesi ile annesine cinsel arzu duymaya başlayan bir çocuğun oedipus kompleksinden dolayı, kendinden yaşça büyük bir kadın ile birlikte olması ve seks sırasında bu kadını annesi olarak düşünüp Rumca “anne” demesi anlaşılır bir durum. Asıl anlamadığım Ülkü’nün Teo ile sevişirken onu oğlu olarak görmesi ve ona “oğlum” demesi. Teo’nun bu oedipus kompleksini yenmesi için birden Ülkü’nün yatağa sokulmasını beğenmedim. Bu beni şaşırttı. “Bu da nerden çıktı” diyerek atladığım bir yer mi var diye sayfalara geri döndüm. Teo, Ülkü ilişkisi çok hızlı gelişen bir ilişkiydi. Derin ve Kerem Ali, Derin ve Turgut Ersin ilişkisinde olduğu gibi süreç içinde gelişen bir ilişki olması daha gerçekçi olurdu.

“Feda” ve “Kurban” kavramları romanda çok iyi anlatılmıştı.  Bir yanda inandıkları uğruna ölüm oruçları ile canlarını feda edenler, diğer yanda ise onları bu yola sürükleyip, kurban olarak görenler… Hangisi önemli feda etmek mi? kurban olmak mı? Sonuç değişmiyor aslında her iki durumda da bir şeyler gözden çıkartılıyor. Kavram baktığın pencereye göre değişiyor.

Adı “ feda” da olsa, “kurban” da olsa tek bir gerçek var; “ölümden yaşam doğmaz.”

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın