KÜRK MANTOLU MADONNA

KÜRK MANTOLU MADONNA GÖRSEL

Az önce bitti Kürk Mantolu Madonnam. Onu da diğer okuduğum kitapların yanına koydum. Ama öyle sıradan değil, daha bir özenle… Üst üste değil, onların yanında ama biraz ayrı bir yere yerleştirdim. Diğerleri ile aynı olmasını istemedim. Bana yaşattığı tüm duygular ile o kadar farklı bir kitap ki…

İçimde derin bir boşluk Kürk Mantolu Madonna’dan kalan. Bir de deminden beri akan gözyaşlarım var hesaba katmadığım. Neden ağladığımı bilmiyorum ama ağlamak istiyorum. Senin dediğin gibi belki fırtınalı ruh hallerimden birindeyim ya da benim dediğim gibi dengesiz ruh halimin üst notalarında geziniyorum. Her ikisi de aynı şey aslında. Senin tanımın daha iyi geliyor kulağa…

Neden bu kadar etkilendiğimi sorup duruyorum kendime. Hangi kahraman daha çok dokundu bana? Rütbesi ile insanları ezen, hor gören Hamdi mi? Kendini yalnızlığa mahkûm edip hayalet olmayı seçen, aşkı karşılıksız yaşayan Raif mi? Yoksa erkeklere inancını kaybeden, aşktan kaçan Maria mı? Galiba hepsi.

Para uğruna kendimizi parçaladığımız iş hayatımızda, farkında olmadan Hamdi ye benzeriz. Kalbimizdeki sevgiden, anlayıştan, alçak gönüllükten eser kalmaz patronların gözüne gireceğiz, daha çok para kazanacağız diye… Tevazu denilen kelime ise çoktan sandıklara kaldırılmıştır. Aşağılarda gezenlere inceden dudaklar bükülür, çok istersek de bir iki sevgi kırıntısı lütfederiz ara ara… Biz farklıyızdır, onlarla nasıl aynı oluruz? Koca koca insanların küçücük insanlar ile birlikte olmasının şerefidir layık gördüğümüz bu zavallılara… Oysa asıl zavallı olan bizlerizdir. Gözümü kör eden kibirden geç fark ederiz zavallılığımızı.

Ben biraz Maria’yım aşka dair inancımı kaybettiğim zamanlar. Kafa tutup, korkuttuğumda erkekleri, haklı bir gurunu yaşarım taşıdığım gücün… Kaçanlar korkak, yanımda kalanlar ise sevilmeyi hak edenlerdir. Raif, Maria’nın yanında kalmıştı. Gösterilen tüm zorlu yollara rağmen o Maria’yı sevmeyi seçmişti. Maria, böyle bir sevgiyi inanarak ödüllendirdi. Güçlü bir kadındı Maria. Bu gücü yüzünden geride kalanın acizliğini yaşamamak için ilk giden olmak istedi ve o trene binip gitti, Raif’i arkasında bıraktı.

Ne kadar zordur geride kalan olmak. Gidenin ardından boş gözler ile bakmak. Her yerde, dokunulan her eşyada gidenden izler aramak, hiç kolay olur mu?

Ben çokça Raif’im, aşkı karşılıksız yaşayan, sevmenin mutluluğu ile mutlu olmaya çalışan pek çokları gibi. Raif yaşamıyor, yaşamak istiyordu. Var olduğunu, gördüğü bir kadın portresine âşık olarak fark etmişti. Kalbi o an çarpmaya başlamış, o an yaşadığını anlamıştı. Portre deki Maria ile tanışınca hayatın anlamı birden değişmişti. Bilmediği bir hayatı öğrenmişti. Karşılık beklemeden, sormadan, sorgulamadan, hesap yapmadan sadece sevmişti. Hiç sevilmeyeceğini düşünse bile sevmekten vazgeçmemişti. Karşılık beklenen hangi duygu gerçek olabilir? Sevilmediğimiz için vazgeçtiğimiz bir sevgi ne kadar gerçektir? Raif’in içindeki derin yalnızlık yaşadığı aşk ile son bulmuştu. Mutlu aşk yok. Gözyaşının ve acının olmadığı bir aşk, aşk mıdır? Kavuşamama, sevgiliyi sadece hayallerde yaşatma, aşkın kaderi değil mi? Kürk Mantolu Madonna bu kaderi anlatırken, aşktan geriye kalan mirası ne kadar güzel göstermiş. Raif yaşadığı hayal kırıklığı ile Maria’yı suçlamış, tüm insanlara inancını kaybetmişti. En zoru, insanın en sevdiğinden darbe yemesi değil mi? Hangimiz yaşamadık bu duyguyu? Yaşadığımız her acı aşk tecrübesinin faturasını karşımıza çıkan insanlara haksızlık ederek kesmedik mi? Aşk ile var olan Raif, yaşadığı hayal kırıklığı ile kendini yalnızlığa, sessizliğe mahkûm etmişti. Maria’nın öldüğünü öğrendiğinde ise yaptığı haksızlık yüzünden hiçmiş gibi yaşamış, bir hiç olmayı tercih etmişti. Kendini görünmez kılarak, cezalandırıyordu Raif. Hayalet olarak yaşadığı hayattan uzaklaşıp giderken son anlarında sadece tek bir kişiye görünebilmişti.

Ne kadar zordur var iken yokmuş gibi yaşamak, yok olduğunda ise varlığı anlaşılan olmak.

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın