SICAK KÜLLERİ KALDI

SICAK KÜLLERİ KALDI GÖRSEL

“Bir yazar en iyi bildiğini mi yazmalı?” Sorusunun cevabını arayıp duruyorum. En iyi bilinenin anlatılması kolay olduğu gibi, yaşanan duyguların okuyucuya geçmesi de bir o kadar kolay olabiliyor. Bu bazıları için yazarlıkta kolaycılığa kaçma bazıları için ise doğal bir durum. Ben bunun doğal olduğunu düşünenlerdenim.Oya Baydar’ın şu ana kadar “Sıcak Külleri Kaldı” romanının dışında “Erguvan Kapısı” ve “Hiçbir yere dönüş” romanlarını okudum ve bu üç romanda, geçirdiğimiz siyasal çalkantılarla dolu bir dönemi, özgürlük ve eşitlik adına verilen devrim mücadelesini ve tüm bunların sonunda yaşanan hayal kırıklıklarını, yitirilen umutları anlatıyordu. Yani bu üç romanda da Oya Baydar en iyi bildiğini anlatmıştı.

Ustaca kurgulanmış, adeta ince ince örülmüş bir roman “Sıcak Külleri Kaldı”. Yalın, akıcı, insanı sıkmayan bir anlatım… Oya Baydar, kitaplarında beni bilmediğim bir dünya ile buluşturuyor. Buluşturmakla kalmıyor verilen tüm siyasi mücadelenin tanığı yapıyor. Korunaklı hayatımda yaşananlara dışarıdan bakıp hiçbir kaygı duymadan yaşamış olmanın pişmanlığı var içimde. Kayıtsız kalmak, acıları kanıksamak… Bugün de böyle değil mi zaten? Kaybetmekten korkup, susmayı, beklemeyi tercih ediyoruz. “Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar, zincirlerini kaybetmekten korkarlar.” Sahip olunanın kaybedilmesi kime korkunç gelmez ki?

Ülkü, Arın Murat ve Ömer Hoca… “Sıcak Külleri Kaldı” da ki hayatları birbiri ile kesişen üç kahraman. 70’li yıllarda, herkesin eşit olduğu, aydınlık ve barışçı bir dünya kurmak için hayallerinin ve devrimin peşinden giden bir kadın Ülkü. Arın Murat, tüm bu dünyanın dışında olan, ailesinin yönlendirmesi ile kendi iktidar mücadelesini Devlet’in üst kademelerinde veren Ülkü’nün unutamadığı gençlik yıllarının aşkı. Ömer Hoca ise Ülkü’nün farklı yollarda ilerlediği aşkından ayrılıp sığındığı liman, aynı yolda yürüdüğü yol arkadaşı.

Bu üç kahramanın da ortak özellikleri iktidarın peşinde olmaları… Arın Murat ve Ömer… Biri devlete inanmış diğeri devrime inanmış ve bu inançlar ile iktidar savaşı veren iki adam. Ülkü ise iktidara sahip olanın yanında olan bir kadın… Bunu, her iki adamda yenilip, davalarına olan inançlarını kaybettiklerinde, Ülkü’nün onlardan uzaklaşmasından anlıyoruz. “Erguvan Kapısı” nda Oya Baydar iktidarın “güç” olduğundan ve bu güç için kan döküldüğünden bahseder. Bundan “iktidar kanlıdır” der. Amaca ulaşmak için kullanılan araçların haklı görülmesini bu iktidar hırsı körükler. “Zafer haklı kılar, yenilirsen haksız olursun.”Oysa “Her yol mubahtır” söylemi sadece iktidarı kirletir. Kirlenen iktidarı da Arın Murat’ın ellerinde görüyoruz.

Oya Baydar, bu kitapta kendisiyle ilgili birçok şeyi Ülkü karakteri üzerinden anlatıyordu. En azından bende yarattığı duygu bu… Ülkü özgür ve güçlü bir kadın… Fakat onda eksik olan bir şeyler var. Bu eksikliğin ne olduğunu “Erguvan Kapısı” romanından sonra da düşündüm. Sanırım hırs ve heyecandan yoksun olmasıydı eksik olan. Bu eksiklik benim gözümde, Ülkü karakterinin romandaki güçlü ve özgür kadın algısına zarar veriyordu. Tüm yaşadıklarını, verdiği mücadeleyi, devrim hayallerini, gördüğü işkenceleri, ülkesini ve oğlunu terk etmek zorunda kalışını düşündüğümde, evet güçlü bir kadın Ülkü. Ama tüm bu mücadeleye sadece bir yere ait olma, yaşadığı ilişkinin çıkmazından kurtulup yeni bir hayata başlama isteği ile girmiş gibi. Bundan davası için hırsı ve heyecanı yok. Ülkü’nün bu durumu “Erguvan Kapısı” nda ki Derin den farklı değil bana göre. O da nereye ait olduğunu bilmiyor, yerini arıyordu.

Kaybetmiş bir ordunun yorgun savaşçısı olmanın tükenmişliği, bezginliği belki de Ülkü deki. Pes etmiş, inancını, sahip olduklarını kaybetmiş olmanın hüznü hep Ülkü’nün üzerinde.

“Yaşatan şey tükendiği, yani yazacak tek satırın, söyleyecek tek sözün kalmadığı zaman bitirebilmek gerek.” Ülkü böyle bitirmişti Arın Murat’a olan aşkını, Ömer Hoca ile olan evliliğini, özgür ve herkesin eşit olduğu bir ülke hayalini… Onlar verdikleri mücadele bir şeylerin yanlış olduğunu, eksik olduğunu düşünüyorlardı, “papatyaların mimozalara karşı savaşı” kaybedilmişti. Artık yeni bir başlangıçlar yapılmalıydı “Hayatın neresinden dönülse kardır ya da hayatın neresinden başlansa da kardır.”

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

 

Bir Cevap Yazın