YENİ DÜNYA

yeni dünya görsel

Duru ve sıcak anlatımı ile bugün Sabahattin Ali çalışıyorum. Aslında itiraf etmeliyim ki, sıkıldığım her kitaptan sonra koşarak Sabahattin Ali öykülerini okuyorum. “Yeni Dünya” kitap stoklarımın içinde kalan Sabahattin Ali’nin son öykü kitabı…“Yeni Dünya” da ki öykülerin hepsi Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında yaşanan yoksulluğu, sefaleti, hor görülmeyi, aşkı, acıyı, ölümü anlatıyordu. Okuduğum her öyküden sonra gözyaşlarımı tutamadım. Bende, iki kardeşine bakmak için tren istasyonunda ayran satan çocuğun yanındaydım. O, soğuktan titrerken, çamurların içinde kurtlardan kaçmaya çalışırken bir şey yapamadım sadece izledim. Bedeni çamurların üzerine uzanmış “anacığım, anacığım” derken, sesi kulaklarımdaydı. Bende oradaydım. Yanındaydım. Öyküleri beni içine çekip hapsetmişti sanki. Orada kalıp dışarı çıkamıyordum.

Yıkadığı çamaşırlardan aldığı iki kuruş para ile soğukta sekiz yaşındaki hasta kızına bakmaya çalışan kadının öyküsü içimi acıtan bir diğer öyküydü. Parasızlıktan evini ısıtamadığı için kızının bir deri bir kemik kalan bedenini sarılarak, kendi bedeni ile ısıtmaya çalışan çamaşırcı kadın başaramamıştı, kızını ısıtamamıştı. Kurtaramamıştı.

Bir selamın peşinden her şeyi bir kenara bırakıp, kalbinin sesini dinleyen Yusuf Ağa’nın öyküsü ile aşkına kavuşamadığı için ölümü göze alan Hasan’ın öyküsü aşkın ne olduğunu anlatıyordu. Bu zamanda göremeyeceğimiz bir aşk. Karşılıksız, hesapsız, çıkarsız…

Tüm bu öykülerden sonra Sabahattin Ali bugün yaşıyor olsa neler yazardı diye düşündüm.

Artık acılar onun öykülerindeki kadar masum değil. Acının masumu olur mu denmesin. Eğer masum insanlar katlediliyorsa, diri diri yakılıyorsa, sokak aralarında dövülerek öldürülüyorsa, her gün beş kadın, adına töre, namus denilerek katlediliyorsa, çocuklara tecavüz edilip öldürülüyorsa, bir kadın karnındaki sekiz aylık bebeği ile boğulup kör bir kuyuya atılabiliyorsa, Sabahattin Ali’nin öykülerindeki acılar masum değil mi?Yoksulluk ve sefaletin getirdiği acıların üzerine bizler bugün vahşeti ekledik. Artık kan görmekten korkmaz olduk.

Sabahattin Ali öykülerindeki o yoksul köylü hala yoksul. O hastane köşelerinde hor görülen, ilaçlarını almak için hastane kapısında yatan köylü bugün hala o kapılarda. O kapılarda yardım isteyenin cebine, dilenciymiş gibi para sıkıştırılıyor. Yine “benim milletim” nutukları atılıp o millet soyulmak isteniyor, soyuluyor da. Yoksul her daim yoksul iken, zengin cebini doldurmanın yolunu çoktan bulmuş. Güç sahibi olanlar güçlerinin büyüklüğünü seslerinin gürlüğü ile gösteriyorlar. Adaletsizlik, haksızlık dünde aynıydı bugün de aynı. Sadece tek bir fark var. Şiddeti farklı. Artık çok daha güçlü… Böyle olunca da o öykülerdeki haksızlıklar, adaletsizlikler bir çocuk saflığını taşıyor.

Sabahattin Ali bugün yaşıyor olsaydı, bu yaşananları görseydi acaba şaşırır mıydı? Belki de o zamanlar yaşananlar bugün yaşananların habercisiydi.

 

Yazan: Reyhan Karaarslan

Bir Cevap Yazın